Beşiktaş tribünlerinden Türkiye’ye bakmak

151
0
PAYLAŞ



Ahmet Hakan geçen günkü yazısında (25.11.2016 Hürriyet) “Keşke Beşiktaş’taki inanç ve azim bulaşıcı olsa” diye yazmıştı. Ne kadar da haklı. Lakin ekleyeceklerim var.

Futbolu basit bir oyun diye görenler, küçümseyenler var; biliyorum. Fakat onlar fena halde yanıldıklarını bilmiyorlar. Misal, son oynanan Beşiktaş-Benfica maçında tribünde olsalardı, bunu çok iyi anlarlardı.

Sadece inanç ve azmi değil, o maça gelselerdi eğer duyguyu, dayanışmayı, protestoyu, umudu, kardeşliği, birlikteliği de görürlerdi. Hem yaşarlar hem de görürlerdi. Canlı canlı.

Beşiktaş tribünlerinde aklıma sık sık Liverpool’un efsane Teknik Direktörü Bill Shankly’nin sözü gelir; “Futbol bir ölüm-kalım meselesi değildir. Ondan çok daha önemlidir.”

Ya da gençliğinde futbol oynayan ve kalecilik yapan Felsefeci Albert Camus’un söylediği şu sözler: “Ahlaka dair ne öğrendiysem futboldan öğrendim. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.”

Futbola dair söylenen bu sözleri, tespitleri çoğaltabiliriz. Fakat gelin Beşiktaş-Benfica maçına dönelim ve hem futbola hem de Türkiye’ye Beşiktaş tribünlerinden bakalım.

Günler öncesinden hazırlanan muhteşem bir ‘sessiz tezühüratla’ başladı maç. Birinci dakika, on binlerce kişi, çıt çıkarmadan ‘hem ırkçılığı protesto etti’, hem de ‘işitme engellilerin’ sorunlarına dikkat çekti.  Dünyada bunun bir örneği yok. Bırakın tribünleri, Türkiye’de son yıllarda böyle bir duruş yok. Yani, birbirine hangi görüşten olduğunu, nereli olduğunu, ne düşündüğünü, ne hissettiğini, kime oy verdiğini, hangi okula gittiğini, dinini, mezhebini, inancını sormadan yan yana, aynı sorunlara birlikte dikkat çekebilen insanlar vardı o tribünlerde. Dünyanın en vahşi, en insanlık dışı hastalığını, ‘ırkçılığı’ protesto etti on binlerce kişi. ‘Irkçılığa karşı omuz omuza durdu on binlerce insan.’

Zor günler yaşıyoruz. Hem de çok zor. Terör, ekonomik kriz, savaş, insanlık dışı gelişmeler. Herkes korkuyor. Paramız değer kaybediyor, insanlar canını kaybediyor, ülke dış ilişkilerini kaybediyor. Hatta kaybetmemesi gereken en önemli şeyi bile kaybediyor insanlar, umudunu!

Benfica karşısında da Beşiktaş’ta zor bir ilk yarı yaşadı. Felaketti. Üç gol yedi ilk yarı. Fakat insanlar umudunu kaybetmedi. Takımı ilk yarıda rezil bir futbol ortaya koyan, üç de gol yiyen taraftar, umudunu, direncini, inancını kaybetmedi. Takım, başı öne eğik soyunma odasına giderken, on binlerce kişi onları çağırdı, destekledi, “Biz inandık, siz de inanın” diye haykırdı.

Yani hem takımına sahip çıktı, hem sahadaki çocuklarına. Yani, maçı kaybederken elindeki tek şeyi korudu; umudunu. Yani, herkesin, hepimizin bütün Türkiye’nin yapması gereken şeyi yaptı; umudundan vazgeçmedi.

Taraftarı olmanız gerekmiyor. Gelin, Türkiye’ye Beşiktaş tribünlerinden bakın bir de. Gelin insanlığın, inancın, dostluğun, umudun her daim, her koşulda ayakta kaldığı Beşiktaş tribünlerinden bakın Türkiye’ye. Siyah ve Beyaz yan yana. Hayat gibi yani. Fakat inanınca, hiç olmazsa hala Siyah’ın yanında bir Beyaz olabildiğini görebiliyorsunuz. En azından kirlenmemiş ‘Beyaz’ı görebiliyorsunuz. En azından ‘Beyaz’ı görebiliyorsunuz.

Gelin Türkiye’ye bir de Beşiktaş tribünlerinden bakın.