Her aşk kendini yaşar

154
0
PAYLAŞ

Herkes, aşkı nasıl yaşayabileceğini düşünür? Tanrım ne büyük yanılgı! Çünkü esas soru aşkın nasıl yaşadığıdır?’ Bizden bağımsız vardır aşk, dolaşır hayatın sihirli yollarında, büyü yaparak. Ukalaca. Bir varlık, bir ruh gibi. Sanırım biraz da sinsi.
Ne kadar bilinçli olduğunu söylese de insanoğlu, aşk kadar kendinden emin bir varlık olamaz. Çünkü hayatın, hayatımızın gerçeğini O daha iyi bilir. Mesela papatyanın beyazını, yağmurun vazgeçilmezliğini ya da…
Aslında o şeytan gibidir. Sadece girecek bedenler arar. Nerede, nasıl ve ne kadar yaşayacağına da o karar verir.
Gerçek şudur ki, biz aşkı yaşamayız, o bizi yaşar. Bir gece ya da öğle vakti veya yağmur altında yürürken, okul sıralarında, bir sinema koltuğunda, camdan cama bakarken… Gelir, sinsice, şeytanca bedenimize girer. Orada var olur ve var etmeye başlar. İnce işçiliktir onunki. Olabildiğince bencildir.
Sadece kendine yontar. Asla ve asla girdiği bedene, vücuda geldiği insana benzemez o. Bazen bir kadının bedeninde de ruh bulur, kimi zaman da erkeğin. Ama onun cinsiyeti yoktur. Kadının bedenindeyken, eğer isterse, pekala bir hemcinsinin kışkırtıcı kıvrımlarına günah tohumları bırakabilir.
Ve yaşamaya karar verdiği yer erkek bedeniyken, hiç tereddüt etmeden, başka bir erkeğin sertliğine, ürkek bir serçe gibi konar. Tükenmişliği umursamaz. Çünkü aşk bağımsız hareket eder.
Biz onu değil, o bizi yaşar. Var eder, çoğaltır ve çoğunlukla tüketir. Acımaz. Dönüp bakmaz bile.
Tükettiğinde, kapıyı çarpıp gider. Üstelik öyle bir gider ki, fark edemezsiniz.
Fark ettiğinizde de, yorgunluktan peşinden bile koşamazsınız. Koşmaya da çalışmayın, yakalayamazsınız aynısını. O bencil, bizler zavallı ve aciz.
Aşk insandan bağımsız yaşar. Dellenip, delirmeler, çıldırıp koşturmalar, insanda vücuda gelmiş aşkın işidir, bedenin değil. Hani çekip kendini ya da sevgilisini vuranlar vardır ya, “Seviyordum. Bu yüzden öldürdüm” notu bırakanlar. Yalan!
Tüm bu işler de, aşk bedenlerden gittiği zaman olur. Çünkü aşk tek kişilik değildir. Tek hücreli bir canlı gibi gelir. Sonra sevişmelerle beslenir. Büyür. Gelişir. Sıklıkla da, o vücutlarda işini bitirir ve geldiği gibi gider. Anlamazsınız.
Aşk bilinç dışı bir eylem midir? Tam olarak değil. Ama bilinci kimi zaman ele geçirdiği de bir gerçektir. Üstelik şakacıdır da. İki aşk, iki insanı bulur ve yaşamaya başlarlar.
Ama onlar, bu işi çok çok iyi bildiğinden, birbirleriyle işleri olmaz. Onların işi, insan bedenidir. Biri çekip gittiğinde, şakacıdırlar ya, diğeri kalır girdiği insanda. Sonra keyifle, karşılığı olmayan duygunun peşinde, bir oraya bir buraya savrulan bedeni seyreder. Şakacı işte.
Biz aşkı yaşayamayız, aşk bizi yaşar. Arar durur ya insanoğlu, nafiledir bu çaba. Aramayın. Zaten aşkın işi bu. O gelir sizi bulur. Çok çok bırakıp gitmemesi için bir şeyler yapabiliriz. O kadar.
Yani her aşk kendini yaşar. O yüzden, terk edilmeden önce size bahşettiği sus payını, yani payınıza düşeni hakkıyla yaşayın.