Hayat üzerine notlar…

160
0
PAYLAŞ

Sevdiğim bir sözdür; “Yaptıklarınızdan değil, yapmadıklarınızdan pişman olun.” Çok doğru, ama her zaman geçerli olmuyor. Ya da birçoğumuz, ancak yaşlandıkça böyle şeylerin kıymetini anlıyor. O zaman da geç kalmış oluyor. Oysa boşa geçenlerle, dolular yan yana düşünülmeli hep.
Nasıl doldurulur hayat? Özgürlük duygusunu mu kaybediyor insan, yoksa hiç mi fark edemiyor özgürlüğü? Oysa özgürleşmeden kendini keşfetmesi, kendini yaşaması mümkün mü?
Hayatlarının önce kendilerine ait olduğu gerçeğini ıskalıyorlar. Yazık.
Özgür olamıyor insanlar. Sahiplenmiyorlar ve zamanla da unutup lugatlarından siliyorlar bu kavramı. Peki neden? Önce yakın çevresi, sonra da toplum esir alıyor insanı.
Bu tutsaklık bir ömür boyu sürüyor. Her yerinden yakalanıyor, prangalar vuruluyor. Hareketsiz kalıyor insan. Boynunda bir ip ve ipi tutan binlerce insan… Nasıl bir teslimiyet.
Oysa mesele, insanın ‘kendisi’ olabilmesidir. Ama kalabalıklar inatla ve ısrarla buna izin vermiyor. Onlar yaşıyor esir aldıkları insanın hayatını, onlar seslendiriyor, onlar sufle veriyor. Acımasız bir karaoke oyunu yani. Oysa ‘kendisi’ olamayan, topluma da fayda sağlayamıyor. Herkesleşiyor. Herkesleşiyoruz.
Farklı olan, fark yaratır. İtici güç. Önce kendisini, sonra çevresini harekete geçirir. Toplumu değiştirir. Dönüştürür. Tarihe bakın. Herkes gibi olursa kişi, o toplum dönüşebilir mi? Aslında herkes farklı, ama toplum çoğu kez değirmen gibi öğütüyor farklılıkları. Herkesleştiriyor. Sıradanlaştırıyor. Farklılıkları, farklı olanı istemiyor. Herkes birbirine benziyor. Sürü gibi. Sonra da sürü psikolojisi ile hareket ediyor.Kalabalıklar, başkalarının farklılıklarını zımparalamak üzere hareket ediyor.
Doğuyoruz, büyüyoruz, sonra kendimizi ‘onlara teslim’ ediyoruz. Aksi taktirde tehlike büyük. Dışlanma. Ya da birçoğu en güvenli yolu seçiyor. Toplumla ‘şike’ yapıyor. Kendi içindeki fırtınaları, toplumla şike yaparak kapatıyor. En iki yüzlü ama güvenli olanı bu.
Sahtekarlık değil mi peki? Yalanlar, kandırmalar üzerine yürüyor hayatlar. Yap ama fark ettirme.
Kimse öğrenmesin. Kimse anlamasın. Şike yap yani. Fark ettirmediğin sürece mesele yok. Herkes görmezden, bilmezden gelmeye dünden hazır. Kalabalıkları böyle insanlar oluşturduğu için, herkes bir başkasının şikesine göz de yumabilir. Ne güzel. Sahtekarlık toplum boyu. Dürüst olmamak, çoğu zaman en kolay yol. Kimseye bir şey anlatmak zorunda kalmıyorlar o zaman. Yoksa, kendisi gibi olmayanı merak ederler. Didiklerler.
‘Savaşmak’ yerine, ‘sıvışmak’ tercih ediliyor. Büyük hata. ‘Savaşma sıvış.’
Oysa en büyük kazanımı, statükoya karşı direnenler elde etmemiş midir? Yol kazası yapanlar da var tabii. Yakın çevresine önce, sonra da topluma ters düşenleri, kalabalıklar teker teker bulup yok ediyor.
Öldürüyorlar içindeki farklı insanı. Savaşmak. Çıkış yok.
Kabus gibi çöküyorlar insanın üzerine. Ellerini ayaklarını bağlıyorlar. Esir alıyorlar. Bir de boynuna ip; kuklalaştırıyorlar. Oysa her yerde, her toplumda ‘kendin olmak’ çok zordur. Çünkü insanın en büyük yolculuğu kendinedir.
Kendine yolculuk, yalnız başlar, kalabalık biter. Kendini bulamayan, yapmadıklarının pişmanlıklarıyla ölür.