Selma, Martin Luther King, Erdoğan, Cizre, Demirtaş

126
0
PAYLAŞ

Siyah hakları için mücadele eden Martin Luther King, 1965 yılında ABD’nin Selma şehrinde bir yürüyüş başlatır. Ancak güvenlik güçleri yürüyüşe izin vermez ve korkunç olaylar yaşanır. King ve protestocular haklarını savunmak konusunda ısrarcıdır, yürüyüş tekrarlanır. Polis çok sert biçimde müdahele etmekte çekinmez. Fakat şiddet tekrarlandıkça, kan aktıkça, hakları için yürüyen siyahlara destek artar.
Kısaca anlatmaya çalıştığım bu olayın, geçtiğimiz yıl vizyona giren filmi de vardır; Selma. Muhakkak izlemelisiniz. 2014 yılı en iyi film Oscar’ına adaydı. Sistemin nasıl bir baskı unsur olduğunu ve baskının sonucu haklarını savunmak için yollara dökülen insanları ve onlara uygulanan şiddeti anlatır. Sonunda ortaya bir kahraman çıkar; Martin Luther King.
King siyah haklarının mücadelesinde en önemli kilometre taşıdır. Sistem, baskı, şiddet ve zulüm de onu efsaneleştirir.
Tüm bunları yazmak, anlatmak nereden aklıma geldi biliyor musunuz? Cizre’ye gitmek için Selahattin Demirtaş’ın önderliğinde yola çıkan HDP’li gurubun da önü kesildi. Araçları durduruldu ve yola devam etmeleri engellendi. Aralarında bakan ve milletvekillerinin de bulunduğu gurup, Cizre’ye doğru yürüyüşe geçti. Sistem, grubun yürüyüşünü engelliyor, onlar ısrarla yürüyüşe devam ediyor. Bu kısacık hikaye, sistemin bastırmasıyla ve zorla bir Selma yürüyüşüne dönüyor. Yani  Amerika’nın Selma kentindeki yürüyüşün bir benzeri,  50 yıl sonra Türkiye’de gerçekleşiyor.
İnsanların hak ve özgürlükleri için yola dökülmelerine, sokağa çıkmalarına, baskı uygulandıkça, yani demokrasi ve özgürlükler ortadan kaldırıldıkça sonuç bu oluyor. Sadece Türkiye’de değil, tarih boyunca ve dünyanın her tarafında…
Cizre’de neler olduğunu bilmiyoruz. Çocuk cesetlerinin buzdolabında saklandığı, insanların günlerdir sokağa çıkamadığı, minarelerinden ezan bile okunamayan Cizre’de neler olduğunu bilmiyoruz, bilemiyoruz.
Ancak bildiğimiz, gördüğümüz bir şey var o da sistemin zorlamasıyla, baskı ve şiddetle hiçbir şeyin önüne geçilemiyor.
Türkiye’deki baskı ve zulüm bir başka lideri, sadece şiir okuduğu bahanesiyle cezaevine atmıştı. Hatırlayın ve unutmayın! Halk şiir okuduğu için ceza verilen liderin de arkasında durdu. Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı’na; o baskılardan geçerek geldi.
Baskılara karşı bir Martin Luther King çıkıyor, Selma’dan Montgemery’e  yürüyüş düzenliyor. O yürüyüş engellenemiyor. Engellense bile tekrar ediliyor. Baskı arttıkça destek artıyor.
Aynı durum Selahattin Demirtaş için geçerli değil mi? Sistem onu da dışlamaya çalışıyor. Sistem onu da oyunun dışına itmeye çalışıyor. Sistem onu da suçlu ilan ediyor. Oysa demokratik bir seçimle, halk oyuyla seçilerek meclise girmiş bir isimden, partiden söz ediyoruz.
Her koşulda, ama her türlü koşulda, Türkiye’nin ihtiyacı olan tek şey özgürlük ve demokrasi… Bu olmadığı zaman ne terör sorunu çözülüyor, ne insan hakları sorunu. Demokrasi olmadığı zaman ne Kürt sorunu çözülebilecek ne de gittikçe bozulan ve kriz alarmları çalan ülke ekonomisi.
Hepimizin bir rüyası var. Kardeşçe, barış içinde, demokrasi ve insan hakları sorununun olmadığı bir Türkiye.
Bu memleket bizim! Bu memleket hepimizin!