Eylül manifestosu

36
0
PAYLAŞ

Bunaltıcı sıcakların, anlamsız kuruluğun, hareketsizliğin, can sıkıntısının, sessizliğin ardından Eylül geldi. Bazı insanların, en azından benim nedenini anlayamadığım şekilde hüzünle buluştukları mevsim. Sonbahar. Anlayamamamın nedeni de, onların Eylül’ü anlayamaması.
Eylül ile birlikte, o hüzünlü kelimelerin kağıda dökülmesine, insanların karamsarlığa kapılmasına, biraz daha içe dönük olmasına, mutsuzluklarına anlam veremiyorum. Oysa Eylül, her defasında, yabancı yağmur tanelerinin bir sürpriz yaparak, toprağa, insan bedenine yeniden can vermesinin müjdesidir. Her defasında doğanın o en muhteşem mucizesi, yağmur, bir kez daha can verir cana. Mesele bunu anlayabilmekte…
Doğa yanlış kurgulanmış olamayacağına göre, insanların kendilerini yanlış yönlendirmesine dönüp bakmak gerekir. Nasıl ki yaz ayları tohumun toprağa bırakıldığı dönemse, sonbahar da, hayatın serpilip yeşerdiği, bereketin, bolluğun, hayat öpücüğü verdiği dönemdir ve bu insanoğlu için de böyledir.
Yeniden dirilişin öyküsüdür Eylül. Yağmur. Yeniden var edişin, hareketin, var olduğunu anlayabilmenin. Yağmur. İnsanların tüm bu karamsarlığının tek nedeni eğer yağmursa, yazık.
Bu onların yaşamı hiçbir şekilde anlayamadığının kanıtı olsa gerek. Çünkü çöken bulutlar, yağmur damlaları, yaramaz bir çocuk gibi yüzümüzden makas alan şakacı rüzgarlar hayatın kendisidir. Eylül hüzün olamaz. Dünyanın gerçek fotoğrafıdır sonbahar.
Hayatı nasıl tanımlıyorsunuz? Hayatın fotoğrafını nasıl çekiyorsunuz. Yaşama dair gerçekçi bir tablo çizseniz neyi, neden resmedersiniz? Eğer tüm bunlar hayallerinize, ulaşmak istediklerinize dair olsa, işiniz kolay. Ama ben gerçekçilikten söz ediyorum. Nasıl bir dünya düşlediğinizi değil, nasıl bir yaşam sürdüğümüzü soruyorum.
Hayat dediğimiz anlar toplamı, güneşli, kahkahalarla geçen, sadece mutluluğun paylaşıldığı bir bütün müdür, yoksa zaman zaman iniş çıkışların yaşandığı, zaman zaman dalgalara kapılıp gittiğimiz, zaman zaman gülüp kimi zaman ağladığımız bir gerçeklik mi? Bunun yanıtı çok net değil midir?
İşte bu yüzden kavurucu yaz sıcakları ya da çiçeklerin patır patır patladığı, yeşilin tsunami dalgaları gibi üzerimize geldiği dönemler, doğanın bir şakasıdır sadece. Basit. Geçici. Olan ve kısa zamanda biten bir kandırmaca. O kadar. Çünkü yaşam böyle değildir.
Hayat dediğimiz şey, dalga dalga giden, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman sevinçli ve asla yekpâre
olmayan bütünlüktür. Yollar kesişir, bölünür, toplanır kimi zaman ve gülümsemelere asla saplanmadan ama sıklıkla teğet geçerek, küçük dokunuşlarla devam eder. Güneş, hangi mevsim bu kadar sevindirici sürprizlerle karşımıza çıkar. Hangi mevsim o denli sevindirir insanı, yüzünü gösterdiğinde Eylül’den başka.
İşte Eylül budur. İşte bu yüzden yağmur kutsaldır. Bir o kadar da gerçek. Hayatın kendisidir yağmur ve her şeyin başlangıcıdır Eylül. Anlamak, yorumlamak ve ona göre yaşamak gerekir. Eylül basit bir ay adı veya bir kavram değildir. Sadece gerçekliktir. Geçip gideceği de bilinen. Hayatın kendisi gibi.
Bu yüzden bırakın hüznü, bırakın kederi. Hayatın kendisi, gerçekliği budur. Yağmur. Eylül.
Yaşıyoruz çok şükür.

(NOT: 13.09.2006 tarihinde Posta Gazetesi’nde yayınlanan yazım)