Sevgi mi tutku mu?

95
0
PAYLAŞ

İnsan ilişkileri de, kimi zaman memleket meseleleri gibi oluyor. Ya her şey göründüğünden basit ya da her şey göründüğünden çok daha karmaşık.
Ama aslolan, insanın, hayat üzerine, kendisi hakkında ya da ilişkileri için doğru soruları sormasıdır. Aslında soru sormak bir nevi teşhistir ve sonrası biraz daha net görülür. Çünkü doğru sorular duvarları yıkar. Yaşanılan ilişki için bu kaçınılmaz bir durumdur. Sıkıntı, genellikle doğru soru sorulamadığı için yaşanır.
Peki şu soruya ne dersiniz?
“Bir ilişkide, sevgi bitip tutku sürerse ne olur? Ya da tutkular yok olur ama sevgi devam ederse, o ilişki yürür mü?”
İnsanın kendi ilişkisini sorgulaması önemlidir. Bir check-up mekanizmasıdır yani. Eğer bir sorun varsa, tüketilmişlik ve/veya tükenmişlik hissinin nedeni bulmak, aslında bir zafer kazanmak gibidir hayatta.
Biliyorum, aslında pek kimsenin aklına gelmeyen, ama birçok kişinin yaşadığı bir durumdur sorduğum soru. Ve ayrımı bol bir yoldur aynı zamanda. Birçok kişi, “Seviyorum, ama artık eskisi gibi heyecan yok” der. İlişkiyi öylece sürdürmeye çalışır. Kolay değil, birlikte geçen yıllar, acı tatlı günlerde yaşanılanlar.Omuz omuza. Fakat bir de dönülüp bakıldığında geriye kalan sadece budur. Biraz tekdüze, kimi zaman sıkıcı.
Saygı, tabii ki vardır. Saygının getirdiği sevgi de varlığını sürdürür. Peki ya ötesi. Ötesi alışkanlık halinde sürer. Ama kişi, ilişkisindeki eksikliği hep hisseder. Sevmek dokunmaktır. Heyecansız dokunuş olmaz. Rol yapamaz insan. Seviyor gibi yapar da, tutkuluymuş gibi yapamaz. Mutluymuş, heyecanlıymış rollerini, ancak başkasına karşı yapabilir. Ne kendisini, ne de birlikte olduğu kişiyi bu şekilde ikna etmez. Sevgi sürer, tutku yok olursa, beraberinde o ilişkiyi de götürür.
Peki ya işin diğer yönü? Yani sevginin eskisi kadar olmadığı, ancak tutkunun sürdüğü bir ilişki? Bunun akıbeti ne olur sizce? Ben çok gerçekçi yanıt vereceğim bu duruma. İşte ilişkinin bu yönü, daha fazla hayat bulur. Tutkular, sevgiden daha çok ayakta tutar iki kişiyi. Esasen aşk denilen olgu, duyguların ve tutkunun en yoğun bileşkesidir. Ama hayat pek böyle gitmiyor. O bileşke, nasıl birleştiyse ve birbirine karıştıysa öyle de ayrılıyor. Hani aşkın kimyasından söz edilir ya,işte öyle bir durumdur yaşanan.
Birbirinin içinde eriyip, karışan iki sıvı, normal ortamda bir daha ayrılmasa da, aşk her türlü normalliğin ötesine taşıyıverir birçok olguyu. Nasıl karışıyorsa sevgi ve tutku, öyle de ayrılır. Yoksa katışıksız aşk var olamazken, duygulardan arınmış tensel hazzın varlığı nasıl açıklanabilir?
Her ne kadar ikisinin birlikteliği muhteşem bir sonuç ortaya koysa da, aslında herkes bilir ve kabul eder ki, tutkusu olmayan ilişki yürümez. Tutkularından arınmış iki kişi, yana yana geldiklerinde aralarında hep bir boşluk olacaktır. Sadece sevgi, bu boşluğu doldurmaya yetmez. Çünkü sevgi mutluluktur, tutku ise heyecan.
Peki, günün birinde heyecansız mutluluk ile heyecanlı bir mutsuzluk arasında seçim yapmak zorunda kalsanız hangisini tercih edersiniz?

 (Not: 31.05.2006 tarihinde Posta Gazetesi’nde yayınlanan yazım)