O’nun yolu

38
0
PAYLAŞ

Ölüm sarsıyor insanı. Kanser illetinin an ben an kemirdiği ve bu nedenle beklenen bir ölüm olsa da… Çok sevdiğiniz biri geliyor, yine çok sevdiğiniz birinin, artık olmadığını, göçüp gittiğini, anıları, yaşanmışlığı, duyguları geride bırakıp gittiğini söylüyor. Bir anda her şey anlamını yitiriyor, bir o kadar da anlam yüklüyor zamana. Tuhaf bir gelgit. Belki de bu gelgit sarsıyor insanı. Anlamla anlamsızlık arasında gidip gelme.
İşte Ufuk Güldemir’in vefatını öğrendiğimde bu duygu seline kapıldım. Oysa biliyordum, oysa bekliyorduk. Ölümün, güneşin doğmasından, yağmurun yağmasından bile daha yakın
olduğu günlerdi ve geldi.
Ufuk Güldemir’i farklı kılan birçok yönü vardı ama sanırım en önemlisi, kendi yolunu bulmuş, o yolda ilerleyen biri olmasıydı. İşte bu nedenledir ki, Ufuk Güldemir, her zaman kendisi olmayı başarabildi. Kendisi olarak üretti, kendisi olarak imza attı, kendisi olarak yaşadı. Onu anlayamayanların temelde göremediği de buydu zaten.
Benim içinse bir hoca, bir yol göstericiydi. İtiraf etmeliyim ki, anlaşamadığımız, uyuşamadığımız çok nokta da vardı. Ama o, benim televizyon haberciliğinde hocamdı ve tüm iyi hocalar gibi saygıyı fazlasıyla hak ediyordu. Gösteren, öğreten, önümüzü açan, farklı kılan, yarattığımız farklılıklara da saygı duyan. O bir öğretmendi.
Medyada öğreten olmanın önemi çok büyüktür. Çünkü birçoğu başarısızlık üzerine başarı kurmaya çalıştığı için, birisi size bir şey öğretmeye çalıştığında, bu önem kazanıyor. Çok azdır öğreten, yol gösteren.
Sadece benim için değil, birçok kişi için de aynı önderliği yaptı. Televizyon haberciliğinde bakmak ile görmek arasındaki farkı o öğretti bana. İyi öğrendiğimi biliyorum, çünkü yine o teyit etmişti.
Onun yolu aslında çok farklı değildi. Onun yolu kendisi olmaktan geçiyordu ve öyle de yaptı. Onun yolu özgürlük, onun yolu başarı, onun yolu rekabetten geçiyordu. Fakat genellikle sorun, insanların kendisi olamaması olduğundan, Ufuk Güldemir’in bu denli kendisi olmasına, bu denli özgün olmasına anlam veremiyordu bazıları. Şaşırdıklarını görür, ben de şaşırırdım.
Vasiyeti de Frank Sinatra’nın My Way (Benim Yolum) şarkısıyla uğurlanmaktı. Ölüm haberini aldığım sabah, ona ne kadar değer verdiğimi bilen iki dostum mesaj göndermişti. İlki şöyleydi: “Hayat yaşandığı kadar vardır. Gerisi ya hafızadaki hatıra ya da hayaldeki ümittir. Hüsranı ise bir tek yerde kabul ediyorum, yaşamak mümkünken, yaşanmamış olmakta.”
Bu satırlar 51 yılını dolu dolu yaşamış olan Ufuk Güldemir’i ve onun yolunu çok iyi anlatıyor. Onun da bir tek hüsranı olabilir, “Habercilik adına yapacak daha çok şey varken, yapamamış olmak.”
Ama üzülme Ufuk Abi, sen de biliyorsun ki, “En güzel haber henüz yapılmamış olandır”.
İkinci mesaj da şuydu: “Efsaneler asla ölmez.” Güle güle Büyük Usta, güle güle Hocam. Gözün arkada kalmasın. Mesleki mirasını taşıyacak, yaşatacak ve geliştirecek çok kişiyiz.

(NOT: 13.06.200 tarihinde Posta Gazetesi’nde yayınlanan yazım)