Cami avlusunda notlar

96
0
PAYLAŞ

Sevgili Ufuk Abi;
Gerçekten çok görkemli tören oldu. Vasiyetinde istediğin gibiydi her şey. Ben Habertürk’teki törene gelemedim. Biliyorum kızacaksın, ama duygusallık işte. Orada bulunmak istemedim sadece. Yapamadım.
Teşvikiye Camii avlusu da çok kalabalıktı. Ne tuhaftır ki, biz öğrencilerin yıllar sonra orada buluştuk. Sarmaş dolaş. Herkes seninle ilgili bir anısını anlattı. Güldük de bol bol.
Avluda toplanan kalabalık gerçekten ‘senin analizine’ muhtaçtı ama izin verirsen, bu sefer ben analiz yapayım.
Senin yaşam anlayışına uygun bir kalabalıktı. Siyasetin dört eğilimi de oradaydı. Türkiye gibiydi yani. Birlikte çalıştığın patronların geldi sırayla. Saygın işadamları, sanatçılar, meslektaşlar da oradaydı. Zaman zaman atışmış olduğun bazı isimleri avluda görünce, çok sevindim. Eminim sen de sevinmişsindir.
İnternet medyasından arkadaşlar, açtığın yolda yürümenin getirdiği huzurla senin yanındaydı. Fakat tuhaf, namazdan önce her biri gölgeye sinmiş öyle oturuyorlardı. Yanlarına gidip, “Eee, internetçilerin işi rahat tabii. Gölgede otururlar ama biz güneşin altında durmak zorundayız” diyerek şakalaştım. Hem güldüler, hem alındılar ama her biri hakkını teslim etti.
Cenaze namazını beklerken, Ali Kırca ve tanıdığın bildiğin arkadaşlarla sohbet ettik, birçoğu senin rahle-i tedrisatından geçmiş. Şöyle söyledi Ali Kırca, “E bizler çok yaşlandık, artık en yakışıklı Genel Yayın Yönetmeni Erdoğan”. Güldük hep birlikte. Sonra başka espriler. Galiba herkes ağlamamak için, komik anılardan söz etmeyi, kötü de olsa espri yapmayı tercih ediyordu.
Habertürk’ün yayınına çıktım. Seni anlattım kendi cümlelerimle. Milliyet’e Yayın Müdürü olduğun zaman yaptığımız konuşmayı anlattım. “Ya abi neden gittiniz, ne güzel bir ekiptik televizyonda?” diye yakınmıştım. Sen de, “Erdoğancığım, Abdi İpekçi’nin koltuğunda oturuyorum. Bundan büyük onur var mı?” demiştin. Ben de Habertürk’ün yayınında göğsümü gere gere şöyle konuştum: “Star Haber Genel Yayın Yönetmeni olmaktan öte, Ufuk Güldemir’in koltuğunda oturmanın onurunu yaşıyorum.”
Cenaze namazı başladı. Sanki Pazar günü ayrılmamışız da, birazdan ayrılacakmışız gibi bir hüzün çöktü içime. Dakikalar kalmıştı. İmam, “Hakkınızı helal ediyor musunuz?”
diye sordu. Biz öğrencilerin hep bir ağızdan bağıra bağıra söyledik:
“Helal olsun. Helal olsun. Helal olsun.”

(NOT: 13.06.2007 tarihinde Posta Gazetesi’nde yayınlanan yazım)