Sinirleri zorlayan bayram mesajları

346
0
PAYLAŞ

Bu yazıda kesinlikle ‘Nerede o eski bayramlar’ gibi nostaljik cümleler kurmayacağım. Tüm mahalleliye en güzel şekerlemeleri dağıtan ‘Neriman Abla’nın da ölüm haberini aldıktan sonra, çocukluğumun bayramlarının artık çok eskilerde kaldığını anladım.
Neriman Abla, başındaki beyaz örtüsüyle, çocukluğumdan kalan bir fotoğraf olarak hep aklımda… Beyaz, kenarları türlü renklerle fırfırlı. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’a benzetirdim onu. Bir gün bunu kendisine söylediğimde ne kadar mutlu olmuştu.
Bir anneannem öldüğünde hissetmiştim bu duyguyu, bir de Neriman Abla’nın ölüm haberini aldığımda.
Çünkü onlarla birlikte çocukluğum da öldü. Büyüdük ya, değişti her şey. Neriman Abla yok artık. Ev gezmeleri yok. Çünkü herkes tatilde. Şeker dağıtan daha az. Harçlık veren hemen hiç yok gibi. Ekonomik koşullar ortada. Oysa ben bilirdim ‘Neriman Abla’nın elini öptüğüm zaman cömert bir harçlık alacağımı. Onun verdiği harçlığın Sabahattin Abi’in bakkalındaki çapraz karşılığı epeyce tatminkar olurdu. Bir gazoz, yanında leblebi tozu, Zambo sakızı. Bir de içinden futbolcuların resminin çıktığı Dandy. Hatta badem krakere bile yeterdi. Şahane olurdu.
Biz büyüdük, dünya değişti. Teknoloji gelişti. Artık ‘Neriman Abla’nın şekerleri yok. Verdiği beyaz mendiller de yok. Yaşasaydı, acaba bir kısa mesaj mı atardı bana? O şekerlerin fotoğraflarını çekip, bir mms mesajı olarak gönderirdi belki. Ya da internetten çok hoş bir kart download edip, mail atardı belki de. Belki de en güzeli şöyle olurdu. O sağ elinin resmini çekip gönderirdi bana. Ben de saygıyla öptüğüm o eli, öpüyormuş gibi yapan bir fotoğrafla karşılık verirdim. E değişti ya her şey hani.
Şimdi teknolojik kutlamalar ön planda. Sanal. O mübarek ellerle değmeden, konuşmadan,
yakınlaşmadan. Limon kolonyasının kokusunu hissetmeden. Arife gecesi başlayıp, sabahlara kadar
açılan baklavanın tadına bakmadan. Bizimkilerde adet ‘kaymaçina’dır; Kosova tatlısı. Annem
de öyle güzel yapar ki. Şimdi uzaktan bir mesaj. Aslında buna da karşı değilim. O mesajlardaki gerzeklik beni öldürüyor.
O yapmacıklık, basitlik. Kullanılan kötü Türkçe… Hakaret gibi geliyor. Hem çocukluğumuza, hem
bayramların anlamına, hem de ‘Neriman Abla’nın ruhuna hakaret sanki.
Sadece bayramlarda değil, kandil akşamları gönderilen saçma sapan mesajlar ne kadar da sinir bozucu hale geldi. İnsanlar abarttı, ‘İstanbul’un kurtuluşunda’ bile mesaj gönderiyorlar. Bana gelen hemen hiçbir mesaja yanıt vermedim. Mümkün olduğu kadar gidemediklerimi aramaya çalıştım.
Her ne kadar bu mesajları eleştirsem, kızsam da, aralarından biri beni çok güldürdü.
“İçki ve sigaranın serbest olduğu, günün her saatinde yemek yenilebildiği ve seks yapılabildiği mübarek 11 aylar başlamıştır. Bayramınız kutlu olsun.”
Dokunulan, konuşulan, hissedilen gerçek bayramlara dönmek istiyorum ben.

(NOT: 25.10.2006 tarihinde Posta Gazetesi’nde yayınlanan yazım)