Aldatma üzerine notlar

389
0
PAYLAŞ

Bir aldatma rüzgarı esiyor ki, herkesi kasıp kavuruyor. Gazete manşetleri, tv haberleri, aldatan-aldatılan fotoğraflaryıla yıkılıyor. Sorun evlilikte mi, uzun süreli ilişkilerde mi, yoksa ‘büyüyünce herkesin dünyası kirleniyor mu’ gerçekten? Tartışılır.
Bana göre en anlamsız yorum, ‘günümüz insanının, ekonomik ilişkiler ve değişen koşullar çerçevesinde girdiği bunalım’.
Eğer bu yaklaşım doğruysa, tarih boyunca yaşanan ‘aldatma’ hikayeleri için ne diyeceğiz? En şiddetli aşkların arasına bile başkaları giriveriyor. Yıllar süren kavuşamamanın ardından, mutlulukla atılan İmzalar ve sonrası. Sonrasına bir üçüncü dahil oluyor. Burada tarafların haberi olması da gerekmiyor. Eğer aldatılanın haberi yoksa, mesele de yok. Hissettirmiyorsa bir taraf diğerine, o mutlu ve-veya mutluymuş gibi görünen ilişki sürüp gidiyor.
Esasen evliliklerde, taraflardan biri, gönlünü kaptırıp başka mecralara akarsa,
-bence- sorun yok. Çünkü mesele ortaya konur, yollar -kolay olmasa da- ayrılır. Ancak sorun şu ki, artık insanlar, ilişkilerinde sürekli değişken üçüncü kişilerle var oluyorlar. Bir gecelik aşklar, kaçamaklar, yaz aşkları, üçgenin değişken kenarı olarak kendini gösteriyor.
Her ne kadar erkek yaptığında namus tartışmasının açılmaması yanlışsa, ‘erkek milleti’
diyerek, bu ilişki biçimini sadece erkeklere yüklemek de o kadar yanlış.
Çünkü aşk ya da kaçamak, tek kişiyle yaşanmıyor. Örneğin, Cem Hakko-Roni Gülcan aşkı için gazetelerde, kadınların yaptığı bir yorum: “Erkek milleti değil mi, hepsi aynı.” Sanki bu zamana kadar eşini sadece erkekler aldatıyormuş gibi.
Ortada bir gerçek var ki, kadın ya da erkek fark etmiyor. Tuhaf bir kıvılcımın, yakıcı etkisi, bir gece ya da bir süre kasıp kavuruyor insanları. Açık açık ifade edelim, bunun kadını ya da erkeği yok. Sadece toplumsal koşullanmanın erkek üzerine yapıştırdığı bir yafta var. Kimsenin elinin ve veya alnın kiri değil. Ama bunu sadece erkeklere yüklemek büyük hata değil mi?
Hadi şeytanın avukatlığını da yapalım biraz. Skora yönelik aşklar yaşanıyor ve bunu sadece erkekler yapmıyor artık. Günlük, gecelik ve-veya kısa süreli. Başka tende çoğalmak. Bunun tabi ki bilimsel bir açıklaması vardır, ama kendi ilişkisine ara vermeden, başka tenlere dokunmanın
yakıcı bir çekiciliğini hissedenler, bunu yaşamaktan da çekinmiyor.
İnsanlar her aldatmaya tepkili olmakla birlikte, başkalarının dünyasıyla da fena halde ilgili. Kimin ne yaptığını ya da yapmadığını şiddetle merak ediyorlar. Neden? Buna röntgencilik diyebilir miyiz? Yoksa magazin haberlerinin bu kadar çok ilgi görmesinin nedeni de bu olabilir mi? Toplumsal röntgencilik.
Gündeme gelmek, biraz ünlenmek isteyen kadınların en önemli tercihi de bu oluyor. Tanınmış bir erkekle fotoğrafları çıkarsa, herkes onun peşinden koşuyor. O ana kadar gazete sayfalarında sadece bir iki boy gösterdiyse, ‘aldatma’ hikayesinin ardından, ‘kapak kızı’ olmanın da yolu açılıyor. En geçer akçe, en çok ilgi gören öykü; aldatma.
Karısının dırdırı, kocasının ilgisizliği, sevgililerin yaşadığı sorunlar. Bir anlık hata, bir gecelik ‘yanlış’. Dönemsel ruh halleri, bunalım… Herkes, isterse, aldatmanın gerekçesini bulabilir.
Unutmayın, aldatmanın hep ‘geçerli’ bir nedeni olabilir, ama aldatılmanın asla olamaz…

(NOT:13.08.2006 tarihinde Posta Gazetesi’nde yayınlanan yazım)