‘Yaşamak meydan okumaktır’

331
0
PAYLAŞ

İnsan hayata tırnaklarıyla imza atabilir. Sonraki nesillere bırakabileceği en büyük miras da budur. Kendinden sonra gelenler, eğer insanın tırnak izlerini, yaşama sevincini görebiliyorsa, O da boşuna yaşamamış demektir.
Buna en çarpıcı örneklerden birine de geçtiğimiz günlerde tanık olduk. 2003 yılında İstanbul’daki Sinagog saldırılarında kızını ve annesi kaybeden Terry Rubinstein, bu olaydan sonra hayata öyle bir tutundu ki, sonraki nesillere de, sözünü ettiğim o mirası bıraktı; ‘Tırnak izleri.’
48 yaşında olmasına rağmen, yeniden doğurmaya karar verdi. Tedavi oldu, başardı ve çocuğunu
dünyaya getirdi. O’nun adını da, teröre kurban verdiği kızın adını koydu, ‘Anetta’.
Tüm olumsuzluklara kafa tuttu. Tıpkı Bosnalı kadınların ‘sniper’ vahşetine, Sırp katliamına inat,
yüzlerindeki makyajı hiç eksik etmemesi gibi.
Ölüm yağarken Bosna topraklarına, o kadınlar ki her biri mübarek, vahşete,katliama inat yaşadılar ve yaşattılar. Şarapnel parçaları darmadağın ederken bedenleri, onlar, hayata hep tutundu. Biliyorum. Gördüm. Tıpkı, deprem felaketinin ardından, çadırlarda, konteynırlarda yaşamak zorunda kalan insanların, göçük altında bıraktığı canları, sonra tekrar kucaklarına almaları gibiydi. Birileri eleştirmişti o zamanlar ama o mübarek insanların, hayata tutunuşuydu bu. O çok sevdiğim sözdeki gibi, “Her çocuk Tanrı’nın hâlâ insanoğlundan umudunu kesmediğinin bir kanıtıdır.”
Bu nasıl bir diriliştir, bu nasıl bir kafa tutuştur, bu nasıl bir duruştur? Hayatı hiçe sayanlara, hayatla meydan okumak. İnsanın tüyleri diken diken oluyor.
Yıkılmak yok. Yoksa yaşamanın anlamı ne? Durmak yok. Yoksa sevmenin anlamı ne? Coşmanın,
koşmanın, yemenin, içmenin, nefes almanın anlamı ne?
“Yağmur yağmazsa, inmezse şu toprağa o mübarek taneler, güneş parıldayabilir mi?.” Ne, yaman bir çelişkidir bu, ne de çözülemeyecek bir denklem. Yaşamak hem bir görevdir, hem de borç. Ve Tanrı’nın sunduğu en büyük armağandır insana. Bu görevi de yerine getireceksin, borcunu da ödeyeceksin.
O tırnakları geçireceksin, zaman denilen soyut kavrama. Yol gibi iz yapacaksın. Çünkü yaşamak budur. Teryy Rubinstein gibi yani, her şeye inat.
Şair A. Kadir’in o dizeleri geliyor aklıma:
Çok olun, çocuklar, çok olun, / yüzlerce olun, binlerce olun, onbinlerce. / Daha çok olun,
daha çok olun, / yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun. / Bu dünya ne tek tek yaşamakta, /
bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde, / bu dünya ne parada, ne pulda, / ne kalleşlikte,
ne zulümde. / Bu dünya aşkın içinde, alın terinde.
Yaşamak meydan okumaktır. Kimi zaman direnerek, kimi zaman ağlayarak, kimi zaman gülerek.
Yaşamak meydan okumaktır. Kimi zaman çoğalarak.’

 (Not: 21.04.2006 tarihinde Posta Gazetesi’nde yayınlanan yazım)