KEŞKE TERKEDİLEN OLSAYDIM

301
0
PAYLAŞ

Bir kadın, terk edilmek için dua eder mi? Terk edilmenin kutsanmasını yaşar mı? Bunu ister mi?
Sevdiği adamın gelip, “Gidiyorum ben” demesi için Tanrı’ya yalvarır mı? Garip bir soru değil mi?
Geçen güne kadar böyle bir soru bana da garip gelebilirdi. “Beni bu kadın için mi terk ettin” yazısına, Deniz Kaymaz’dan gelen yanıta kadar.
Deniz Kaymaz, e-posta ile gönderdiği yanıtında, şöyle diyor: “Keşke terk edilen olabilseydim. Terk edilebilseydim. Fakat maalesef sayın Ergin Ataman daha önce eski eşi ve benimle; her iki tarafa yalan söyleyerek yıllarca beraber yürüttüğü ilişkiyi; bu olayda görülüyor ki; ben ve adı geçen diğer şahısla bir arada yürütmeye çalıştı.”
Sonra devam ediyor: “Kendisine bir insanın hayatında bir kez ikinci kadın olduğumu, bir daha asla böyle bir şeyi yaşamayacağımı çok açık ve net söyledim.”
Tabii ki yine başkalarının özel hayatına saygısızlık etmeden, ben de eklemek istiyorum.
Acaba birinci kadın ve ikinci kadın gibi bir ayırım yapmak ne kadar doğru? Acaba gerçekten sınırları çok net böyle tanımlar kurmak ne kadar gerçekçi? Acaba tüm bunlar gerçeğe tam olarak uyar mı?
Yaşam pratiğinde yeri var mı? Yoksa Ahmet Altan’ın dediği gibi, “Tanrıların ve kadınların, erkeklere yaptığı en büyük şaka, aslında her kadının öteki kadın’ olması mı?”
Yanıtı zor bir soru. Hayatın pratiği çoğu zaman, hayatın teorisine, alışkanlıklara, kurallara, yetiştirilme tarzımıza, anne ve babaların tembihlerine’ meydan okuyor. Dil çıkarıp dalga geçiyor. Teori ile pratik, turnusol kağıdına benziyor yani.
Konu ayrılık olunca, aklıma Murathan Mungan’ın dizeleri takılır hep:

Aslında giden değil/ Kalandır terk eden/
Giden de bu yüzden/ Gitmiştir zaten.

Kimin gittiğinin, kimin kaldığının ne önemi var. Aslolan aşkın bitmiş olmasıdır.

 (Not: 02.04.2006 tarihinde Posta Gazeseti’nde yayınlanan yazım)