Hz. Ömer’den medya tanımı

97
0
PAYLAŞ

Halife olduktan sonra cemaat Hz. Ömer’e sorar: “Ya Ömer, bu zamana kadar hayatında seni en çok üzen olay ne olmuştur?” Hz. Ömer’in yüzünü hüzün kaplar. Ağlamaklı olur. Sonra anlatmaya başlar: “Cahiliye devriydi. Bir kız çocuğum olmuştu. Ve ben onu, sadece kız olduğu için toprağa gömdüm. Ne zaman aklıma kızım gelse, ağlarım. Beni hayatta en çok üzen olay budur.”
Adaleti ve cesaretiyle İslam dünyasında çok önemli bir yer tutan Hz. Ömer’in gözleri yaşarmıştı. O’nu dinleyen kalabalığa da hüzün çökmüştü. Cemaatin arasından biri çıkıp, bu havayı dağıtmak için bir soru daha sordu: “Peki ya Ömer, hayatında seni en çok güldüren ne olmuştur?” Hz. Ömer biraz düşünüp anlatmaya başlar: “Müslüman olmadan önce savaşa giderken, ibadetimizi yapabilmek için putlarımızı da yanımızda götürürdük. Ama bu bizim için tam bir eziyete dönüşürdü. Savaş, kelle koltukta, günler aylar sürerdi. Tabii bu arada, tanrılarımızı da korumamız gerekirdi. Bu yüzden başlarına nöbetçi asker bırakılırdı. Bu da ayrıca sorun olurdu. Savaş sonrası geri dönerken de onları taşımak bir dertti. O nedenle putlarımızı hamurdan yapmaya başladık. Böylece taşıması daha kolay hale geldi. Çünkü hafifti. Ayrıca savaş sırasında zor durumda kalıp, acıktığımızda onları yerdik. İşte bu da benim hayatım boyunca en çok güldüğüm olaydır.”
Hz. Ömer sözlerini bitirince, kalabalık da katıla katıla güler. Halifenin anlattığı bu iki olay, günümüzdeki medyanın durumuyla tam olarak örtüşür. Medya da aynı refleksleri verir. Kendi canından, kanından evladını, gerekirse o veya bu nedenle, canlı canlı toprağa gömer. Yok eder. Medyanın da kendi yarattığı putları vardır. Dönemine göre.
Var eder, yüceltir ve herkesin tapındığı bir ‘put’ haline getirir. Öyle ki kendisinin yaratmış olduğunu unutur ve o da başlar tapınmaya. Ama gün gelir koşullar değişir. Medyanın kendi yarattığı putları, zamanla, anlamını da yitirir, önemini de. Artık onlara gerek kalmaz.
Ve medya kendi elleriyle yarattığı bu putları, yavaş yavaş yemeye başlar. Büyük bir iştahla yok eder, bitirir. Gün gelir elleriyle yaratıp, tanrı ilan ettiği ve sonra kendisinin de tapındığı
o putları hatırlamaz olur. Unutur.
Sadece gerçekten bilgi, beceri ve zekası olan ayakta kalır. Bu öyle bir sistemdir ki, zaman
içinde dönüşür. Yenileri ortaya çıkar, sonra yok olur. Devran döner, başkaları putlaştırılır. Sonra bunlar da ya toprağa gömülür, ya da yavaş yavaş yenerek yok edilir.
Ne yiyen farkındadır, ne de yenilen. Ne yücelten sadece çağdaş bir put olduğunun farkındadır, ne de yüceltilen ama herkes bu sistemi, bu döngüyü bilir. Bu yüzden kimsenin de ağlamaya hakkı yoktur.

(26.03.2006 tarihinde Posta Gazetesi’nde yayınlanan yazım)